top of page

Bir Şehri Gerçekten Gezdiğini Nasıl Anlarsın?

  • Yazarın fotoğrafı: arzu a. ergin
    arzu a. ergin
  • 3 saat önce
  • 2 dakikada okunur

Bir şehirde olduğunuzu haritaya bakmadan da anlarsınız.

Bir noktadan sonra sokak adlarını hatırlamazsınız ama dönüşleri bilirsiniz. Hangi köşede ışığın daha güzel düştüğünü, hangi kafede sabahın daha sessiz geçtiğini, hangi saatten sonra kalabalığın çekildiğini fark edersiniz. İşte o an, şehri gezmeyi bırakıp onunla yaşamaya başlarsınız.


Çoğu insan bir şehirden “çok yer gördüm” diyerek döner.

Oysa bazı şehirler vardır; az gezilir ama uzun süre kalır. İstanbul gibi. Paris gibi. Prag gibi. Kapadokya gibi. Bu şehirler kendilerini acele edenlere göstermez. Onlar için durmanız gerekir.


Haritayı Kapattığın An Başlar


Bir şehirde gerçekten yolunu bulduğunu, yanlış bir sokağa saptığında paniklememeye başladığında anlarsın.

Çünkü bilirsin ki o sokak seni mutlaka bir şeye çıkaracaktır: küçük bir bakkala, hiç planlanmamış bir manzaraya, beklenmedik bir kahve molasına.


Yerel gibi gezmek, “bilmek” değil; kabullenmekle ilgilidir.

Kaybolmayı, geç kalmayı, programdan sapmayı kabullenmekle.


Günün ilk saatlerini planla, geri kalanını serbest bırak. Sabah erken saatler şehirlerin en dürüst hâlidir. Öğleden sonra seni yönlendirmesine izin ver.


Bir Şehrin Sesi Vardır


Bazı şehirler sessizdir ama asla suskun değildir.

İstanbul sabah ezanıyla uyanır, vapur sesiyle hareketlenir. Paris’te sabah erken saatlerde fırın kapıları açılır, sokaklar tereyağı ve kahve kokar. Kapadokya’da gün, rüzgârın kaya duvarlara çarpmasıyla başlar.


Bir şehirde yürürken kulaklık takma isteğin azaldığında, orayı anlamaya başlamışsındır. Çünkü şehir sana zaten bir şeyler anlatıyordur.


Bir şehri ilk gününde mutlaka sessiz bir yürüyüşle keşfet. Vaktin varsa ne fotoğraf çek, ne not al. Sadece yürü.


Yavaş gezmenin hissini yansıtan sakin bir şehir sokağı

En İyi Manzaralar Planlanmaz


Rehberlerde yazan seyir noktaları elbette güzeldir. Ama bir şehri gerçekten hatırlatan manzara genellikle plan dışıdır.

Yanlış durakta inilen bir tramvay, yağmurdan kaçmak için girilen bir pasaj, akşamüstü tesadüfen yakalanan bir gün batımı…


Bir şehir sana kendini en çok, bir şey beklemediğin anlarda verir.


Gün batımını “tek bir noktaya” bağlama. Şehirler, ışık değiştikçe farklı yüzler gösterir. Bazen en iyi gün batımı bir köprü üstünde, bazen bir park bankındadır.


Yemek Bir Durak Değil, Ritüeldir


Gerçek seyahat, “nerede yenir” sorusuyla değil, “neden burada yenir” sorusuyla ilgilidir.

Yerel bir lokantada yemek yediğinde, aslında o şehrin temposuna kısa süreliğine dahil olursun. Garsonun acele etmemesi, masaların çabuk toplanmaması, kahvenin hemen gelmemesi… Bunlar kusur değil, ritimdir.


Menüsü çok uzun olan yerlerden uzak dur. Az ama net seçenek sunan mekânlar genellikle yerel kalır.


Bir Şehri Anladığını Gösteren Sessiz İşaretler


  • Sabah alarm kurmadan uyanırsın

  • “Bir yere yetişmem” hissi kaybolur

  • Aynı sokaktan ikinci kez geçmek seni sıkmaz

  • Fotoğraf çekmeden de mutlu olursun

  • Dönüş gününü düşünmek istemezsin


İşte bu anlar, o şehri gerçekten yaşadığının işaretleridir.


Gitmek Yetmez, Zaman Tanımak Gerekir


Bir şehir sana her şeyini ilk ziyarette vermez. Bazıları ikinci gelişte açılır, bazıları üçüncüde.

Ama hepsinin ortak bir şartı vardır: yavaşlık.


Yavaş gezmek, az görmek değildir. Yavaş gezmek, gördüğünü gerçekten fark etmektir.


Bir şehirden dönerken valizinde hediyelik eşya olmayabilir. Ama bazı şehirler vardır ki döndüğünde sende bir şey bırakır: bir koku, bir ışık, bir yürüyüş hissi.


İşte o zaman anlarsın: Oraya sadece gitmedin. Orada bir süre yaşadın. Ama yine de gittiğin her yerden bir hediyelik eşya almak sana o yerle bir ilgili bağ kurmanı sağlar.


Şehirle ilgili güncel gelişmelerin, seyahat planlarına nasıl yansıdığını ele alan haber çalışmasına Son Havadis’ten ulaşabilirsiniz.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page